M's profiledtmf117PhotosBlogListsMore Tools Help

dtmf117

M

No list items have been added yet.
by 
by 
by 
by 
by 
by 

Windows Media Player

 
cümlenizdenHoş Geldiniz EfendimAllah RAZI olsun
 
 
Vielen Dank für den Besuch!
 
wenn Sie tipps für mich hätten? würde mich freuen.
sayfama hos geldiniz!
dilerim beyenirsiniz,
benim icin herhangi bir tavsiyeniz olursa sevinirim.
 
Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
ahmed akwrote:
Avrupa ve Amerika İslâmiyetle hamiledir
basmala_100.jpg Bismillah image by axiemeluv

Evet, meşhurdur ki: "En kat'î fazilet odur ki, düşmanları dahi o faziletin tasdikine şehadet etsin." İşte yüzer misallerinden iki misal:

Birincisi: On dokuzuncu asrın ve Amerika kıt'asının en meşhur filozofu Mister Carlyle, en yüksek sadasıyla, çekinmeyerek, filozoflara ve Hıristiyan âlimlerine neşriyatıyla bağırarak böyle diyor, eserlerinde şöyle yazmış:

"İslâmiyet gayet parlak bir ateş gibi doğdu. Sair dinleri kuru ağacın dalları gibi yuttu. Hem bu yutmak İslâmiyetin hakkı imiş. Çünkü sair dinler - fakat Kur'ân'ın tasdikine mazhar olmayan kısmı - hiç hükmündedir."

Hem Mister Carlyle yine diyor:

"En evvel kulak verilecek sözlerin en lâyıkı Muhammed'in (Aleyhissalâtü Vesselâm) sözüdür. Çünkü, hakikî söz, onun sözleridir."

Hem yine diyor ki:

"Eğer hakikat-i İslâmiyette şüphe etsen, bedihiyat ve zaruriyat-ı kat'iyede iştibah edersin. Çünkü, en bedihî ve zarurî bir hakikat ise İslâmiyettir."

İşte bu meşhur filozof, İslâmiyet hakkında bu şehadetini, eserinde müteferrik yerde yazmış.

İkinci misal: Avrupa'nın asr-ı âhirde en meşhur bir filozofu Prens Bismark diyor ki:

"Ben bütün kütüb-ü semaviyeyi tetkik ettim. Tahrif olmalarına binaen, beşerin saadeti için aradığım hakikî hikmeti bulamadım. Fakat Muhammed'in (aleyhissalâtü vesselâm) Kur'ân'ını umum kütüplerin fevkinde gördüm. Her kelimesinde bir hikmet buldum. Bunun gibi beşerin saadetine hizmet edecek bir eser yoktur. Böyle bir eser, beşerin sözü olamaz. Bunu Muhammed'in (aleyhissalâtü vesselâm) sözüdür diyenler, ilmin zaruriyatını inkâr etmiş olurlar. Yani, Kur'ân Allah kelâmı olduğu bedihidir."

İşte Amerika ve Avrupa'nın zekâ tarlaları Mister Carlyle ve Bismarck gibi böyle dâhi muhakkikleri mahsulât vermesine istinaden, ben de bütün kanaatimle derim ki:

Avrupa ve Amerika İslâmiyetle hamiledir; günün birinde bir İslâmî devlet doğuracak. Nasıl ki Osmanlılar Avrupa ile hamile olup bir Avrupa devleti doğurdu.

Ey Cami-i Emevîdeki kardeşlerim ve yarım asır sonraki âlem-i İslâm camiindeki ihvanlarım! Acaba baştan buraya kadar olan mukaddemeler netice vermiyor mu ki, istikbalin kıt'alarında hakikî ve mânevî hâkim olacak ve beşeri dünyevî ve uhrevî saadete sevk edecek yalnız İslâmiyettir ve İslâmiyete inkılâp etmiş ve hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak İsevîlerin hakikî dinidir ki Kur'ân'a tâbi olur, ittifak eder.

SELAM VE DUA İLE KARDEŞİM

July 1

http://siirlisayfalar.spaces.live.com/

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Göz yaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.

May 12
ahmed akwrote:
İlâhiyat Fakültesinde iken Kur’ân dersi hocamız Emin Işık Beyin anlattığı ilginç nükteler vardı. Kendine has jest ve mimikleriyle esprili olaylar anlatır, hem güldürür, hem ibrat almamızı sağlardı.

Kişinin, kendisini bir ideale vakfetmesi, bir gayeyi dert edilmesini ifâde ederken, şu ibretli hâdiseyi anlatırdı:“Kendini ‘Peygamber (a.s.m.) âşığı’ olarak tanıtan bir adam, salih bir kimsenin yanına varmış. ‘Efendim, ben Hazret-i Peygambere âşığım. Ama bir türlü rüyamda göremiyorum’ demiş. Salih kişi, adamı şöyle bir süzmüş. Adam biraz fazla kiloluymuş. Bir an için hayali gençlik yıllarına uzanmış. Kendisini ibâdete vermeden önceki yıllarını göz önüne getirmiş. Sonra adama dönüp şöyle konuşmuş: ‘Ben gençliğimde bir kıza âşık olmuştum da onu düşünmekten 35 kiloya düşmüştüm. Sen nasıl Peygamber âşığısın ki, mâşaallah ensen göbeğin yerinde?”

Elbette bir meseleyi dert edinmenin tek göstergesi kilodan düşmek, zayıflayıp bir deri bir kemik olmak değildir. Ancak, bir meseleyi düşünmenin, bir hedef uğrunda çalışıp didinmenin bazı işâretleri vardır. Kimileri idealleri uğrunda çırpınırken yemeden içmeden kesilir, kimileri eğlenmeyi dinlenmeyi unutur, kimilerinin gözüne uyku girmez.

Mukaddes bir ideal uğruna hayatlarını vakfettiklerini iddia edenler, sık sık nefislerini sorgulamak durumundadırlar.Gerçekten, bir idealin kara sevdalısı gibi uçsuz bucaksız çöllerde bile gece gündüz demeden, aç susuz koşuyor muyuz?

Yoksa, cennet-misal bir yeşilliğe kurulmuş, “çöl edebiyâtı”yla mı meşgulüz?

Eğer birincisine tâlipsek, her işimizin, her günümüzün, hattâ her ânımızın o yüce ideale ulaşmak için dolu dolu geçmesi gerekir.

Yok eğer ikincisine dûçar olmuşsak, boş yere “ideal edebiyatı” yapıp, “vatan kurtarak aslan” iddiasına soyunmaya ne gerek var? Hiç ağzımızı açmayıp, “sıradan bir insan” olduğumuzu düşünüp, öyle yaşamalı değil miyiz?

Ancak, bir kere mukaddes bir dâvânın çilekeşi olmaya niyetlenmiş insanlar, rahatta huzuru bulamazlar. Eğer bir gafletin, bir atâletin ve bir isteksizliğin tozuna bulanmışlarsa, içlerinden bir ses dâima onları tahrik eder. “Nerede senin eski yılların?” diye mânevî tokatlar indirir.

Bunun çaresi, titreyip silkinmektir. Gerekirse herşeye yeniden başlıyormuş gibi idealler ummanına dalmaktır. Bir kere hayatın fenâsını ve asıl gayesini bilen insanlar, “rahat”ta huzur bulamazlar. Onlar “zahmet” denizine dalmaya mahkûmdurlar.

Kişi, neyi dert ediniyorsa, “o”dur. “Kimin himmeti milleti ise, o tek başına millettir” sözü bunu anlatmıyor mu?

Büyük dâvâlar, büyük himmetler, büyük idealler; büyük gayret ve çalışmaları gerektirir.

Biri yoksa, diğeri de olmaz. Bir gün İbrahim bin Edhem, yattığı odanın damından gürültü gelince pencereyi açıp haykırmış:

“Kim var orada?”

Bir adam, “Devemi arıyorum” demiş.

“Behey sersem, damda deve olur mu?” diye çıkışan İbrahim bin Edhem’in aldığı cevap balyoz gibi başına inmiş:

“Sen nasıl kuş tüyü yataklarda Allah’ı arıyorsun, ben niye damda devemi aramayayım?” İşte bu cevaptan sonra İbrahim bin Edhem tacı tahtı bırakıp zühd ü takvaya, ibâdet ve taata yönelmiş. “Hem burada rahat edeyim, hem cennet dâvâ edeyim, olur mu?” diyen Bedîüzzaman da bu gerçeği anlatmıyor mu?
 
Hayırlı günler Baki selam ve dua ile
May 11
ahmed akwrote:

 

 

AĞLAMAK....göz pınarlarının dolup boşalması ve insanların duygularını ifade etme yeteneği....
AĞLAMAK....bir nevi özlem duymak geçmişe güzelliğe ve de geçmişle hasret gidermek
AĞLAMAK....içe atılan bastırılmış duyguların dışta inceleyen sessiz çığlıkları
AĞLAMAK....kalpleri temizleyen o ışıl ışıl ırmağın gözlerindeki yansıması
AĞLAMAK....duygularımızı ifade edemediğimiz ,onları ifade etmenin en geçerli yöntemi belki de
AĞLAMAK....muhabbetlerin özlemlerin gerçeklerin ve güzelliklerin reçetesi...
AĞLAMAK....gözlerin dolup dolup boşalması ve hiç kimsenin yaşamadığını hissettiğimiz anlar
AĞLAMAK....hayatın en hakiki gerçeği

 

"yaradan rahmetini kahrından üstün saydı ;ne olurdu halimiz göz yaşı olmasaydı"
açılırken avuçların sesizliğe ellerinin içindeyim
ağlamak geliyorsa ağla göz yaşının içindeyim

selam ve dua ile kardeşim

Mar. 4

Devlet Hazinesi

Hazreti Ömer (r.a.). Halife. Bir gece. Makamında. Ashabtan biri ziyaretine gelir. Selam verir. Selamı alınmamıştır. Oturur. Ömer işiyle meşgul. Sahabe bekler. Ömer çalışır. Selam alınmamış, yüzüne bile bakılmamıştır.
İş biter. Ömer mumu söndürür. Bir başka mumu yakar. O anda selamını alır. Konuşmaya başlar.
Sahabe sorar:
- Ya Ömer, niçin hemen selamımı almadın ve niçin bir mumu söndürüp diğer mumu yaktın ve ondan sonra benle konuşmaya başladın?
Hazreti Ömer (r.a.):
- Evvelki mum devletin hazinesinden alınmışdı.O yanarken özel işlerimle meşgul olsaydım Allah indinde mes’ul olurdum. Seninle devlet işi konuşmayacağımız için kendi cebimden almış olduğum mumu yaktım, ondan sonra seninle meşgul olmaya başladım. Sahabenin gözleri yaşarır, ellerini kaldırarak şöyle dua eder:
-Ya Rabbi! Hattab oğlu Ömer’i bizim başımızdan eksik etme!..

s.a hayırlı günler canımmm..Arkadaşım..

Feb. 21
Photo 1 of 49
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by 
by